çoğu MÜSLÜMAN'ın kullandığı sözcüktür yaratmak....örneğin "güzel bir sinerji yaratmışsın afferin bebişim"... ne lan bu anlamını dahi bilmediğimiz ama bildiğimizi sandığımız bir kelimedir yaratmak...aslında o kadarda küçümsenecek bir konuda değildir...çünkü yaratmak sözcüğü yok olandan var etmektir...yaratmak ile yapmak burada ayrılır...
Yapmak: var olan bir şeyi düzene sokmak..(veyahut başka bir eylem),
Yaratmak: yok olandan var etmek....
Yaratmak sadece ALLAH'a mahsustur...oysa ki bütün kullar yapıcıdır...yani sinerjiyi biz yaratmıyoruz..sadece yapıyoruz...ve ya doğadaki bir enerjiyi kullanarak rahatlama çalışmalarındada bu kural geçerli ALLAH yaratmış ve doğada hazır kullanımına bırakmış yani salt bir enerji biz o enerjiyi vücudumuza ancak belirli hareketler YAPARAK alıyoruz...yani orada bir enerji yoksa hava alırsın :)
Saturday, 30 August 2008
Seni Seviyorum
akıyor göz yaşlarım silemezmisin..silemezmisin
çığlık çığlığa bağırıyorum
duyamazmısın söyle..x2
seni çok seviyorum..
göremiyormusun benix2
ne olur bana söyle..x4
hıçkırıklar boğazımdan
gelip geçiyorx2
bir nefes gibi amman..gelip geçiyorx2
yakıyor beni tıpkı senin gibi...amman..senin gibi
http://rapidshare.com/files/141371511/seniseviyorum.txt
Mehmet ÇETİN
çığlık çığlığa bağırıyorum
duyamazmısın söyle..x2
seni çok seviyorum..
göremiyormusun benix2
ne olur bana söyle..x4
hıçkırıklar boğazımdan
gelip geçiyorx2
bir nefes gibi amman..gelip geçiyorx2
yakıyor beni tıpkı senin gibi...amman..senin gibi
http://rapidshare.com/files/141371511/seniseviyorum.txt
Mehmet ÇETİN
Dön Bir Bak
unuttunmu daha dünü
sinirlendiğin o günleri
anlatamıyordun bile
geçtiğin o yerleri
ne oldu bir anda
duruldun en sonunda
hani kin kusmak istiyodun dünyaya
ne oldu sana bir anda
ardından gelene bir bak
seni şımartanlara dön bir bak
adam olamazsın diyenlere dön
hepsine dönde bir bak
ne mecnun leylayı
ne ferhadın şirini
nede benim seni
tanıdığını sakın sanma
inadına git öyle
çok haksızlıkta eyleme
hayatı kafana göre yaşa
yoksa sırt dönerler bir gün
senin yapamadığın gibi
http://rapidshare.com/files/141370427/doenbirbak.txt
Mehmet ÇETİN
sinirlendiğin o günleri
anlatamıyordun bile
geçtiğin o yerleri
ne oldu bir anda
duruldun en sonunda
hani kin kusmak istiyodun dünyaya
ne oldu sana bir anda
ardından gelene bir bak
seni şımartanlara dön bir bak
adam olamazsın diyenlere dön
hepsine dönde bir bak
ne mecnun leylayı
ne ferhadın şirini
nede benim seni
tanıdığını sakın sanma
inadına git öyle
çok haksızlıkta eyleme
hayatı kafana göre yaşa
yoksa sırt dönerler bir gün
senin yapamadığın gibi
http://rapidshare.com/files/141370427/doenbirbak.txt
Mehmet ÇETİN
Wednesday, 27 August 2008
İş Bankasından Hesap Açtırmak
Türkiye İş Bankasından hesap açtırmak için yapmanız gerekenler;
(akşamdan bu işi bitirmeye niyetli biri)
tarifi veriyorum...
Malzemeler;
1 adet fotografçı(isteğe göre)
1 adet muhtar(zorunlu ama buda isteğe göre)
1 adet İş Bankası Şubesi
3 adet vesikalık fotograf
1 adet fotograflı İkametkah Kağıdı
1 adet kalem
1 adet veli(yaşa bağlı)
ve en bombası
1 adet te şöyle güzelinden genç bir bankacı (kendi zevkim için istiyorsam namerdim,,genç olsun ki işim çabuk bitsin gençler daha aktif olur o yüzden.. :) )
tarif;
sabah kalkıp elini yüzünü yıkayıp kahvaltı yapıp sonrada hazırlanıp çıkmadan yanına 3 adet fotograf alın yoksa ilk işin fotografçı bulup 15 dk. bekleyip şipşak fotografını çektirmek ama standart fotograf sayısı 6 veya8 olduğundan diğerleri elinizde patlar başka bir iş için kullanırsınız...herneyse çektirdiğimiz fotografların bir tanesi içinden alıp muhtarın yanında soluğumuzu alalım hemen bir ikametgah kağıdı deyin ne için olduğunuda açıklayın böylece ortada muhabbette döner.. :) muhtara verdiğiniz fotografı muhtar ikamete zımbalayıp size uzatır siz şu sözle birlikte alın ki bi tatsızlık çıkmasın
--Muhtarım borcum ne kadar?
--Ne borcu evladım..Şurda yazan neyse odur...
bakarsın fiyat tablosu yok..iice bakarsın yok....çünkü genellikle küçük yazılıp görünmeyen bir yere konur..
--Muhtarım siz söyleyin ne kadar?
Burda artık herşey muhtarın elinde ben walla 1,50-ytl(bir yeni türk lirası elli kuruş)(bir buçuk milyon) a aldım..artık sizde 3 mü olur 5 mi bilemem herneyse sonra bir iş bankasına gidilir idari bölüme genellikle yukarda olur..idari bölümdede bir vezne vardır..o vezneden hesap açtırmak için form istenir..vezneci sana 2 adet form verir birincisi bir sayfalık kağıt diğeride sözleşmenin bulunduğu kağıttır..bir sayfalıkta gerekli bilgiler girilir..tabii evden getirdiğiniz kaleminizle..diğer sözleşme kağıdındada 2 yere isim imza çakılıp geri verilir ve ardındanda elimizde kalan (evden aldığımız fotograflar için konuşuyom) 2 fotografıda ikamet kağıdıyla birlikte verilir...eğer yaşınız küçükse yani reşit değilseniz..! ona görede anlatim..velinizde sizin imzaladığınız sadece sözleşme kağıdını imzalatıp birde başka bir bir sayfalık kağıdada imza attıktan sonra hesabınız hazır.....
GEREKLİ BİLGİLER;;;
Bankamatik kartınız 10 gün içerisinde şubeye ulaşır....
walla bişe daha dicektim ama unuttum..hesabınızı şimdiden kutlarım sevgiler saygılar
Mehmet ÇETİN
(akşamdan bu işi bitirmeye niyetli biri)
tarifi veriyorum...
Malzemeler;
1 adet fotografçı(isteğe göre)
1 adet muhtar(zorunlu ama buda isteğe göre)
1 adet İş Bankası Şubesi
3 adet vesikalık fotograf
1 adet fotograflı İkametkah Kağıdı
1 adet kalem
1 adet veli(yaşa bağlı)
ve en bombası
1 adet te şöyle güzelinden genç bir bankacı (kendi zevkim için istiyorsam namerdim,,genç olsun ki işim çabuk bitsin gençler daha aktif olur o yüzden.. :) )
tarif;
sabah kalkıp elini yüzünü yıkayıp kahvaltı yapıp sonrada hazırlanıp çıkmadan yanına 3 adet fotograf alın yoksa ilk işin fotografçı bulup 15 dk. bekleyip şipşak fotografını çektirmek ama standart fotograf sayısı 6 veya8 olduğundan diğerleri elinizde patlar başka bir iş için kullanırsınız...herneyse çektirdiğimiz fotografların bir tanesi içinden alıp muhtarın yanında soluğumuzu alalım hemen bir ikametgah kağıdı deyin ne için olduğunuda açıklayın böylece ortada muhabbette döner.. :) muhtara verdiğiniz fotografı muhtar ikamete zımbalayıp size uzatır siz şu sözle birlikte alın ki bi tatsızlık çıkmasın
--Muhtarım borcum ne kadar?
--Ne borcu evladım..Şurda yazan neyse odur...
bakarsın fiyat tablosu yok..iice bakarsın yok....çünkü genellikle küçük yazılıp görünmeyen bir yere konur..
--Muhtarım siz söyleyin ne kadar?
Burda artık herşey muhtarın elinde ben walla 1,50-ytl(bir yeni türk lirası elli kuruş)(bir buçuk milyon) a aldım..artık sizde 3 mü olur 5 mi bilemem herneyse sonra bir iş bankasına gidilir idari bölüme genellikle yukarda olur..idari bölümdede bir vezne vardır..o vezneden hesap açtırmak için form istenir..vezneci sana 2 adet form verir birincisi bir sayfalık kağıt diğeride sözleşmenin bulunduğu kağıttır..bir sayfalıkta gerekli bilgiler girilir..tabii evden getirdiğiniz kaleminizle..diğer sözleşme kağıdındada 2 yere isim imza çakılıp geri verilir ve ardındanda elimizde kalan (evden aldığımız fotograflar için konuşuyom) 2 fotografıda ikamet kağıdıyla birlikte verilir...eğer yaşınız küçükse yani reşit değilseniz..! ona görede anlatim..velinizde sizin imzaladığınız sadece sözleşme kağıdını imzalatıp birde başka bir bir sayfalık kağıdada imza attıktan sonra hesabınız hazır.....
GEREKLİ BİLGİLER;;;
Bankamatik kartınız 10 gün içerisinde şubeye ulaşır....
walla bişe daha dicektim ama unuttum..hesabınızı şimdiden kutlarım sevgiler saygılar
Mehmet ÇETİN
Tuesday, 26 August 2008
Kanuni'nin Mektubu
İşte O Mektup
Ben ki sultanların Sultanı, Akdeniz'in, Karadeniz'in, Rumeli'nin, Anadolu'nun, Karaman'ın, Erzurum'un, Diyarbakır'ın, Kürdistan'ın, Luristan'ın, Acem'in, Mısır ve Şam'ın, Halep'in, Kudüs'ün ve bütün Arabistan vilayetlerinin, Bağdat, Basra, Yemen memleketlerinin, Kırım ve Macar tahtına ait yerlerin ve daha kılıcımıza alınmış nice ülkelerin Padişahı Sultan Süleyman Şah'ım. Sen ki, İspanya vilayetinin kralı Karlo'sun.
Yüce kapımıza sen ve kardeşin ayrı ayrı mektuplar gönderip bize dokunmayın diye ricada bulunmuşsunuz. Merhamet ederek size 5 yıl süreyle dokunmamak üzere eman verdik. Ancak bir şartla: Bu sürede benim topraklarıma 'kurudan veya yaştan bir sebeple' saldırmayacaksınız. Korumam altında bulunan Fransa kralı ve Venedik Doçu'na da dokunmayacaksınız. Mutluluk dağıtan kapımız size daima açıktır. Ne zaman isterseniz başvurabilirsiniz.
Ben ki sultanların Sultanı, Akdeniz'in, Karadeniz'in, Rumeli'nin, Anadolu'nun, Karaman'ın, Erzurum'un, Diyarbakır'ın, Kürdistan'ın, Luristan'ın, Acem'in, Mısır ve Şam'ın, Halep'in, Kudüs'ün ve bütün Arabistan vilayetlerinin, Bağdat, Basra, Yemen memleketlerinin, Kırım ve Macar tahtına ait yerlerin ve daha kılıcımıza alınmış nice ülkelerin Padişahı Sultan Süleyman Şah'ım. Sen ki, İspanya vilayetinin kralı Karlo'sun.
Yüce kapımıza sen ve kardeşin ayrı ayrı mektuplar gönderip bize dokunmayın diye ricada bulunmuşsunuz. Merhamet ederek size 5 yıl süreyle dokunmamak üzere eman verdik. Ancak bir şartla: Bu sürede benim topraklarıma 'kurudan veya yaştan bir sebeple' saldırmayacaksınız. Korumam altında bulunan Fransa kralı ve Venedik Doçu'na da dokunmayacaksınız. Mutluluk dağıtan kapımız size daima açıktır. Ne zaman isterseniz başvurabilirsiniz.
Kanuni Hakkında Yanlış Bildiklerimiz
Peki Kanuni nasıl bir hükümdardı? Yani Avrupalıların korktukları kadar var mıydı?
Burada bir öz eleştiri yapmanın zamanıdır. Tarih kitaplarımızda Kanuni'ye çok fazla haksızlık yapıyoruz. İşte Hürrem Sultan'ın elinde oyuncak oldu, işte Fransızlara kapitülasyonları verdi, işte Osmanlı'nın dibine kibrit suyu döktü vs.
Bu çocukça yargıların tarihte yaşamış Kanuni'yle en ufak bir alakası yoktur. Şunu soralım: Hürrem Sultan'ın en çok istediği, Şehzade Bayezit'in tahta çıkmasıydı. Peki çıkabildi mi? O zaman demek ki, Hürrem'in de her istediği olmamıştı.
Kapitülasyonlar da pekala Osmanlı ekonomisine en az 200 yıl nefes aldıran bir tedbirdi. Unutmayalım: İzmir, Selanik ve Halep limanları kapitülasyonlar sayesinde parladı. Kapitülasyonlar 19. yüzyılda başımıza bela olduysa, bir insanın 300 yıl sonrasını da görmesini nasıl bekliyebiliriz? Buna hakkımız var mı? Yani şimdi hükümetin aldığı bir kararın 2308 yılında da geçerliliğini koruyacağı garantisi mi var?
Kanuni'nin adının neden ABD Senatosu'nda dünyadaki büyük kanun yapıcıların yanına yazıldığının sırrını anlamak çok mu zordur? Barbaros'u Fransa Kralı'nı kurtarmaya yollayan da, Bağdat'ı Şiilerin egemenliğinden kurtaran da, Kudüs'ü yeniden inşa eden de, Budapeşte'nin bugünkü kimliğine kavuşmasını sağlıyan da, İstanbul'u Mimar Sinan'la el ele vererek nakış nakış işleyende, Divan edebiyatındaki gazel yazma rekorunu kıran da, yazdığı mektuplarda yönetim felsefesini ve dünya görüşü ortaya koyan da oydu.
1566 yılında, 70'ini aşmış ve ikinci emeklilik döneminin sonuna gelmişken hasta yatağından kalkıp at üstünde bin küsür kilometrelik yolu tepen bir insana daha yakından bakmalı değil miyiz? Üstelik bu sefere çıktığı sırada ancak iki kişinin yardımıyla tuvalete gidebiliyordu ihtiyar Kanuni. Üstün performansını 26 yaşında tahta geçtiğinde de, 72 yaşında Zigetvar'ı fethe çıktığında da koruyabilmiş olması ve toplumun hep önünde yürümesi, ona yeterince büyüklük kazandırıyor zaten.
Kanuni'nin tek derdi Avrupa'ya hakim olmak değildi kuşkusuz. Evet, Avusturya üzerine düzenlediği ve tarihlerimize "Alaman Seferleri" diye geçen askeri harekâtları, Şarlken'i sonunda pes ettirmiş ve savaş meydanlarında kaçırmıştı. Macaristan'da istediğini kral yapmış, istemediğini devirmişti. Doğru ama Kanuni'nin Kafkaslar ve Orta Doğu ile Akdeniz'e düzenlediği seferler de onun salt bir Avrupa partonluğu için değil, bir "cihan hakimiyeti" düşüncesiyle hareket ettiğini yeterince gösteriyor.
Ne var ki, Kanuni'nin kendisini nasıl gördüğünü anlamak önemli. Mesala yazdığı çok sayıda mektup elimizdedir. Bunlar içinde Hürrem Sultan'a yazılanlar kadar Bali Paşa'ya yazılan da çarpıcı satırlarla doludur. Ancak galiba en etkili mektubu, Habsburgların efsanevi kralı Şarlkene yazdığı mektuptur. Bu mektupta hem kendisini, hem de muhatabını hangi ölçülerle değerlendirdiği açık bir biçimde görülür. Mektuba, 'Avusturyalıların korktuğu kadar varmış' dedirten tamamen 'emperyal' bir hava hakimdir.
Kanuni Avrupa'nın patronu olmak istemişti. Mölzer'in korkusu, bu isteğin geçmişle sınırlı olmadığı kaygısından kaynaklanıyor.
Burada bir öz eleştiri yapmanın zamanıdır. Tarih kitaplarımızda Kanuni'ye çok fazla haksızlık yapıyoruz. İşte Hürrem Sultan'ın elinde oyuncak oldu, işte Fransızlara kapitülasyonları verdi, işte Osmanlı'nın dibine kibrit suyu döktü vs.
Bu çocukça yargıların tarihte yaşamış Kanuni'yle en ufak bir alakası yoktur. Şunu soralım: Hürrem Sultan'ın en çok istediği, Şehzade Bayezit'in tahta çıkmasıydı. Peki çıkabildi mi? O zaman demek ki, Hürrem'in de her istediği olmamıştı.
Kapitülasyonlar da pekala Osmanlı ekonomisine en az 200 yıl nefes aldıran bir tedbirdi. Unutmayalım: İzmir, Selanik ve Halep limanları kapitülasyonlar sayesinde parladı. Kapitülasyonlar 19. yüzyılda başımıza bela olduysa, bir insanın 300 yıl sonrasını da görmesini nasıl bekliyebiliriz? Buna hakkımız var mı? Yani şimdi hükümetin aldığı bir kararın 2308 yılında da geçerliliğini koruyacağı garantisi mi var?
Kanuni'nin adının neden ABD Senatosu'nda dünyadaki büyük kanun yapıcıların yanına yazıldığının sırrını anlamak çok mu zordur? Barbaros'u Fransa Kralı'nı kurtarmaya yollayan da, Bağdat'ı Şiilerin egemenliğinden kurtaran da, Kudüs'ü yeniden inşa eden de, Budapeşte'nin bugünkü kimliğine kavuşmasını sağlıyan da, İstanbul'u Mimar Sinan'la el ele vererek nakış nakış işleyende, Divan edebiyatındaki gazel yazma rekorunu kıran da, yazdığı mektuplarda yönetim felsefesini ve dünya görüşü ortaya koyan da oydu.
1566 yılında, 70'ini aşmış ve ikinci emeklilik döneminin sonuna gelmişken hasta yatağından kalkıp at üstünde bin küsür kilometrelik yolu tepen bir insana daha yakından bakmalı değil miyiz? Üstelik bu sefere çıktığı sırada ancak iki kişinin yardımıyla tuvalete gidebiliyordu ihtiyar Kanuni. Üstün performansını 26 yaşında tahta geçtiğinde de, 72 yaşında Zigetvar'ı fethe çıktığında da koruyabilmiş olması ve toplumun hep önünde yürümesi, ona yeterince büyüklük kazandırıyor zaten.
Kanuni'nin tek derdi Avrupa'ya hakim olmak değildi kuşkusuz. Evet, Avusturya üzerine düzenlediği ve tarihlerimize "Alaman Seferleri" diye geçen askeri harekâtları, Şarlken'i sonunda pes ettirmiş ve savaş meydanlarında kaçırmıştı. Macaristan'da istediğini kral yapmış, istemediğini devirmişti. Doğru ama Kanuni'nin Kafkaslar ve Orta Doğu ile Akdeniz'e düzenlediği seferler de onun salt bir Avrupa partonluğu için değil, bir "cihan hakimiyeti" düşüncesiyle hareket ettiğini yeterince gösteriyor.
Ne var ki, Kanuni'nin kendisini nasıl gördüğünü anlamak önemli. Mesala yazdığı çok sayıda mektup elimizdedir. Bunlar içinde Hürrem Sultan'a yazılanlar kadar Bali Paşa'ya yazılan da çarpıcı satırlarla doludur. Ancak galiba en etkili mektubu, Habsburgların efsanevi kralı Şarlkene yazdığı mektuptur. Bu mektupta hem kendisini, hem de muhatabını hangi ölçülerle değerlendirdiği açık bir biçimde görülür. Mektuba, 'Avusturyalıların korktuğu kadar varmış' dedirten tamamen 'emperyal' bir hava hakimdir.
Kanuni Avrupa'nın patronu olmak istemişti. Mölzer'in korkusu, bu isteğin geçmişle sınırlı olmadığı kaygısından kaynaklanıyor.
Hangi Takvim Bizim?
İstanbul’un fethi hangi tarihtedir?
Miladi tarihte mi, Hicri tarihte mi?
1453 mü, yoksa 857 mi?
Bu muammayı çözmek için Yahya Kemal’i okumak yeterli olacaktir. Özellikle de
Aziz İstanbul’unu.
Ne diyordu üstad daha 1920’lerde:
Takvimlerin dini, imanı, vicdanı var; mesela sene 857 {Hicri takvimde Istanbul’un fetih tarihi} deyince, İslam’ın İstanbul’a girdiğini hissediyoruz;
bu rakamda anlı şanlı bir tınnet var.
1453 deyince bilakis Bizans’in Türklere mağlup oluşu idrak olunuyor; bu rakamda bilakis bir can çekisme, bir ufunet, bir günlük kokusu var. Bu rakamların biri Müslüman, biri degil!
Miladi tarihte mi, Hicri tarihte mi?
1453 mü, yoksa 857 mi?
Bu muammayı çözmek için Yahya Kemal’i okumak yeterli olacaktir. Özellikle de
Aziz İstanbul’unu.
Ne diyordu üstad daha 1920’lerde:
Takvimlerin dini, imanı, vicdanı var; mesela sene 857 {Hicri takvimde Istanbul’un fetih tarihi} deyince, İslam’ın İstanbul’a girdiğini hissediyoruz;
bu rakamda anlı şanlı bir tınnet var.
1453 deyince bilakis Bizans’in Türklere mağlup oluşu idrak olunuyor; bu rakamda bilakis bir can çekisme, bir ufunet, bir günlük kokusu var. Bu rakamların biri Müslüman, biri degil!
Subscribe to:
Posts (Atom)